hediyepatlayan kutu

SON DAKİKA

ÜÇ NEFES BİR KADER 6- ” SEN GİT SABRİ GELSİN”

Bu haber 16 Ekim 2018 - 19:14 'de eklendi ve 650 kez görüntülendi.

Olay günü Mehmet’le hiç görüşemedik. Beni her fırsatta arayan o güzel insan, akşama kadar hiç aramadı. Enteresandı aslında. Beni hiç aramaması. Aslında olayın olacağının göstergesiydi ama bilemedim. Çünkü ne olursa olsun beni mutlak arardı. O gün evdeydim ve o gelecek diye yemekler yaptım. Benim bakımlı olmamı çok severdi. O gelmeden giyinir, saçlarıma ve makyajıma önem verir, kapıda onu öyle karşılardım. Beni görünce çok beğenir ve hemen gülümser, ooooo hayatım bu ne güzellik derdi. Ama hatırlıyorumda o gün içimde enteresan bir şeyler yaşıyordum…anlatamadığım adını koyamadığım. Tuhaflıklar devam ederken , ki iki gün önce temizlik yapmama rağmen içimdeki daraltıdan dolayı veya hazır olmam gerektiği için Allah tarafından sanki tekrar temizliğe kalktım. Çok hızlı bir temizlikti. Temiz olan evi tekrar ayağa kaldırmıştım ve deli gibi yastıkları söküyor, perdeleri makinaya atıyor, yerleri siliyor. Allah Allaaaahh…şimdi aklıma geliyorda…hani ani birileri gelecekmiş gibi. Bir şeylere hazırlık gibi.

 

Öğleden sonra oldu ve arkadaşım aynı zamanda amirim, canım adaşım Filizim beni telefonla aradı. ‘Filiz’cim , nasılsın? diye.Onun eşyaları benim arabanın bagajında kalmıştı. Onlar için aradı sandım. Meğerse suikast olmuş ve tüm televizyon kanalları onları gösteriyormuş. Allah bana televizyonu açtırtmadı ve beni işle oyaladı ki temizlenecek bir yer yoktu. Filiz, sesimden tv izlemediğimi ve haberim olmadığını anlamıştı. Kısa bir konuşmadan sonra kapattık telefonu. Sonra kapı çalındı ve Mehmet’in arkadaşları Gaffar beye süikast olduğunu ve hafif yaralandığını beni de almaya geldiklerini söylediler.

 

Ne tuhaf kii insanın aklına ölüm gelmiyor. Gençlikten mi? toyluktan mı? konduramamaktan mı ? bilmiyorum. Nasıl ? Gaffar beye suikast olurda Mehmet’e bir şey olmaz…neden düşünemedim ki bilmiyorum işte. Hastahaneye gittik apar topar ama içim o kadar tuhaftı ki konuşmuyor, düşünemiyor, ağlayamıyor, beden olarak hastahaneye gidiyordum. Sanki biri sihirli değnek ile beni durdurmuş sadece gidiyordum. Yürüyorum ama ayaklarımın nasıl adım attığımı bilmiyordum. Bir müddet sonra Irak kökenli diş hekimimiz olan arkadaşımız hastahanede bana sarılarak, Filiz’cim seninle konuşmak istiyorum dedi. Beni bir odaya götürerek yüzüme çok farklı baktı ve Filiz’cim,”MEHMET ŞEHİT OLDU ” dedi… Ne anlamsız bir cümleydi… Ne demekti şehit olmak? Mehmet nasıl şehit olurdu? ŞEHİT OLMAK NE DEMEKTİ? Düşündüm… düşündüm…şehit olmak… anlayamadım dakikalarca. Ölmek mi? hayır! ”O” ölmekti! Şehit olmak ! O başka bir şeydi! Onu ölen biri yerine hiç koyamadım. Oysa ki o sağken onun ölümü aklıma gelir, gözlerim dolar hemen ağlardım. Ama şehit oldu dediler hiç ağlayamadım. Ağlamadım! İnsan nasıl sevdiği insanı kaybeder ve ağlayamazdı!

 

Yıllar önce bir akrabamızın kızı balkondan düşmüş ve vefat etmişti. Babası gözünden hiç yaş akıtmadı ve ne kadar metanetliydi. O anda değil ama yıllar sonra ona sormuştum. Abi kızının ölümünde seni gördüm. Ne kadar metanetliydin dediğimde bana ” İMANDAN” demişti. İçimden ” NASIL İMANDAN”?yaaa ! insan çocuğuna nasıl ağlamaz! Ne imanı? bu demiştim, kızmıştım. O an aklıma o abim ve olayı geldi. Benim ağlamamamı sağlayan neydi ve nasıl ağlamaz feryat etmez! nasıl kabül ederdim suskunluğumla! Olamaz böyle şey dedim. Ama ağlayamıyor ve aklıma gördüğüm rüyalar, bir gün önce yaşadıklarım ve Mehmet ile bir önceki gece konuşmalarımız geliyordu ve o anda anladım ki şehit oldu. O an anladım ki yaşadıklarımız kaderdi ve böyle olması gerekiyordu. Saati dolmuştu. İsyanım hiç olmadı. Çünkü, Allah bana rüyalarımda, konuşmalarımda bu olayı göstermişti. Yapboz gibi her şeyi yerli yerine koyunca tam oturuyordu. O anda fark edememiş ama sonradan her şeyi yerli yerine koyunca evet ” KADER” demiştim. O büyük aşk ve büyük saygı, sevdiğim karşısında beni daha kuvvetli yapmış hiç ağlamamıştım. Allah’ın varlığına bir kez daha şahit olmuştum. Mehmet’in bizi gördüğünü ve şehitliğin ona yakışan en güzel ölüm olduğunu ve herkese nasip olmadığını biliyordum. İyi bir müslüman, hayırlı evlat, mükemmel baba, güzel eş, candan arkadaş ve adamdı. Akıllı bir insandı. Mehmet, ketum ve hızlı düşünen, zeki biri olduğu için Gaffar müdürüm onu Özel Kalem amiri yapmıştı. Hem özel şöförü, hem özel kalem amiriydi. Yani ”ÖZEL” di. Olay gününden bir gün öncede devamlı gittikleri güzergahta bir anormallik olduğunu ve olayın geçeceği yerdeki şüpheli şahışaların oladuğunu fark etmiş ve Haber merkezine ekiplerin kontrol etmesini için anons istemişti. Orada birşeyler olduğunu fark etmişti. Allah ona göstermişti. Çok dikkatli ve gözünden en ufak bir ayrıntı kaçmazdı. Ama olacak olacak ya…işte giden ekip, gitse bile bir şey göremiyor, görse bile alğılayamıyor….Kader olunca her an yerli yerine nedenleri ile oturuyor.

 

Koruma arkadaşının aynı gün çocuğunun rahatsızlanması ve Mehmet’den izin istemesi ve Mehmet’in izin vermemesi. Mehmet ki çocuklara ve hasta olmalarına hiç dayanamayan biri olarak izin vermemiş. Sonradan bir anda kararını değiştirerek hareket halindeki arabayı durdurmuş korumada olan arkadaşına, hadi sen çocuğunu doktora götür! ” SEN GİT! SABRİ GELSİN ! demiş. O saniyelik kararla yer değiştirmişler. Korumadaki arkadaşı şaşırmış. Gaffar beyin çocuğunun makam arabası ile gelmek istemesi ve Gaffar beyin araca onuda bindirmesi…ama bir anda müdürümün aracı durdurarak korumasına ” ÇOCUĞU SİZ EVE GÖTÜRÜN. BİZİMLE GELMESİN!” demesi ve o saniyelerde araçdan indirmesi. Asla tesadüf olamaz! Kimdi arkadaşlarını o saniyelerde yer değiştiren ve arabadaki çocuğu eve gönderen kimdi? Kaderde kullar proğramı yaptı ama Allah, bir anda insanların yerlerini değiştirdi. Çünkü kader de şehit olacaklar belliydi…Gaffar Okkan, Mehmet Kamalı, Sabri Kün, Mehmet Sepetçi, Atilla Durmuş ve Selahattin Baysoy du…saatleri dolmuştu. Sadece o isimler vardı. Peygamberlik derecesine layık altı baba, altı güzel insan. O makam onları bekliyordu. Onlar seçilmiş insanlardı.

 

Enteresan olanda o gün 24 Ocak 2001 tarihli takvimden kopartığım takvim yaprağını cüzdanıma koymamdı. Kopardım ve hiç yapmadığım bir şeyi yaptım. O takvim yaprağını cüzdanımın gizli bölmesine koydum. Kim saklamamı istemişti? Neden gizli bölmesine koydum? Sonradan aklıma geldi ve o takvim sayfasına baktım. Çünkü o zaman okumamıştım.

 

Yazanlar aynen şöyleydi. 24 OCAK 2001 Hz.İmam Ali’nin şehit edilmesi. Ve şehitlikle ilğili bu ayet. “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz.” (Bakara, 2/154) yazıyordu. Tesadüf değildi.

 

O takvim yaprağını bana saklatan bir güç vardı ve ”BEN BUNUN FARKINDAYDIM”…hala saklıyorum. Çünkü bir nedeni olduğunu biliyorum.

 

 

FİLİZ KAMALI KİK
FİLİZ KAMALI KİKseher.yel@icloud.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.